Ekonomik Gündem 25 Mart 2025

Euro Bölgesi Ekonomisinde Sinyaller Karışık: PMI Verileri ve Büyüme Tahminleri
Mart ayı verilerine göre, Euro Bölgesi’nde ekonomik aktiviteye dair ilk sinyalleri veren PMI verileri, piyasalarda temkinli bir iyimserliğe neden olmuştur. HCOB verilerine göre Flaş Bileşik PMI, Şubat ayında 50,2 seviyesinden Mart ayında 50,4 seviyesine yükselerek son yedi ayın en yüksek değerine ulaşmıştır. Bu yükseliş, ekonomik faaliyetin büyümeyi temsil eden 50 eşik değerinin hemen üzerinde seyrettiğini ve bölgedeki üretim ve hizmet sektörlerinde ılımlı bir genişlemenin sürdüğünü göstermiştir.

Ancak Flaş Hizmet PMI verileri 50,6’dan 50,4’e gerileyerek 51,1 seviyesindeki beklentilerin altında kalmıştır. Bu durum, özellikle hizmet sektöründeki toparlanmanın zayıf kaldığını ve bölgesel farklılıkların belirginleştiğini işaret etmektedir. Diğer yandan, Flaş İmalat PMI verisi, 47,6’dan 48,7 seviyesine yükselerek sektörde kısmi bir iyileşmeye işaret etmiştir. Yine de imalat sektörünün hâlen daralma bölgesinde kaldığı, yani 50 seviyesinin altında seyretmeye devam ettiği not edilmelidir.

S&P Global’den Euro Bölgesi İçin Revize Edilen Büyüme Beklentileri

S&P Global tarafından yapılan açıklamalarda, 2025 yılına ilişkin Euro Bölgesi büyüme beklentisinin %1,2’den %0,9’a çekildiği duyurulmuştur. Bu revizyonun temelinde, ABD’nin yeni gümrük tarifeleri ile birlikte Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) faiz politikasının etkileri yer almaktadır. Özellikle dış ticaret politikalarının belirsizlik yaratması, ihracat odaklı Euro Bölgesi ekonomilerinin büyüme hızını sınırlandırmaktadır.

EMEA Bölgesi Başekonomisti Sylvain Broyer, bu gelişmelerin ışığında aşırı bir tarife senaryosunda ECB’nin 2025 yılı içerisinde birden fazla faiz indirimi yapabileceğini belirtmiştir. Ayrıca, böyle bir durumda Euro Bölgesi GSYİH’sinin 2025 yılında %0,5 ve 2026 yılında ise %1,2 gibi sınırlı bir büyüme oranında kalabileceği öngörülmüştür. Bu beklentiler, AB ülkelerinin küresel ticaret savaşlarından doğrudan etkilenebileceğini ve büyüme dinamiklerinin dışsal şoklara oldukça duyarlı olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.

Bununla birlikte, Almanya ve Avrupa Birliği genelinde uygulamaya alınan mali teşvik paketlerinin, 2026 yılı itibarıyla bölgesel ekonomilerde toparlanmayı destekleyici bir etki yaratabileceği de vurgulanmıştır.

ABD Ekonomisi: Güçlü PMI Verileri ve Resesyon Endişeleri

ABD ekonomisinden gelen veriler ise karışık bir tablo sunmaktadır. Mart ayı Flaş Bileşik PMI verisi, 51,6’dan 53,5’e yükselerek ekonomik büyümenin hız kazandığını göstermiştir. Hizmet PMI verisi de 51’den 54’e yükselmiş ve son üç ayın zirvesine ulaşmıştır. Bu gelişme, özellikle iç tüketim ve hizmet sektörünün canlılığını koruduğuna işaret etmektedir.

Ancak, Flaş İmalat PMI verisinde yaşanan düşüş, ekonominin kırılgan yönlerini gözler önüne sermiştir. İmalat PMI, Şubat ayındaki 52,7 seviyesinden Mart ayında 49,8’e gerileyerek daralma bölgesine geçmiştir. Bu durumun temel nedeni olarak, ABD’nin uyguladığı tarifeler sonucu hammadde maliyetlerinde yaşanan artışlar gösterilmiştir. Artan maliyetler, üretim süreçlerini baskılamış ve sanayi üretiminde yavaşlamaya neden olmuştur.

Politik Gelişmeler: Trump’tan Yeni Tarifeler ve Fed’e Baskı

Eski Başkan Donald Trump tarafından yapılan açıklamalarda, fiyatların genel olarak düştüğü ve enerji maliyetlerinde gerileme yaşandığı belirtilmiştir. Bu ifadelerle birlikte, Fed’in faiz oranlarını düşürmesinin beklendiği aktarılmıştır. Ayrıca, yakın gelecekte otomotiv ve ilaç sektörlerine yönelik yeni gümrük tarifelerinin devreye alınacağı da bildirilmiştir.

Bu açıklamalar, ABD’de ticaret politikalarının yeniden sertleşeceğine ve dış ticaret dengelerinin daha fazla korunmacı önlemlerle şekilleneceğine işaret etmektedir. Söz konusu tarifelerin, başta Çin ve AB olmak üzere ABD’nin ticaret ortaklarıyla ilişkilerini daha da zorlaştırabileceği öngörülmektedir.

Resesyon Riski Yüksek: Deutsche Bank Anketi

Deutsche Bank tarafından yapılan ankette, 12 ay içinde ABD ekonomisinin resesyona girme ihtimalinin %43 olarak ölçüldüğü belirtilmiştir. Bu oran, küresel çapta artan belirsizliklerin ve özellikle parasal sıkılaştırma sürecinin, ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerini yansıtmaktadır.

Türkiye Ekonomisinde Gündem: Enflasyon, Faiz ve Kur Riski

Bank of America (BoA) tarafından yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin yıl sonu enflasyon tahmini %25,7’den %28,1’e yükseltilmiştir. Aynı zamanda Nisan ayında beklenen 200 baz puanlık faiz indiriminin askıya alındığı ve TCMB’nin politika faizinde duraklama sürecine girdiği ifade edilmiştir. Bu gelişmelerle birlikte yıl sonu politika faizi tahmini %30,5’ten %32,5’e revize edilmiştir.

S&P Global ise Türkiye’deki siyasi gelişmelerin, ekonomik güven endeksleri ve döviz kuru istikrarı açısından ciddi riskler taşıyabileceğini vurgulamıştır. Bu bağlamda, Türkiye ekonomisinin iç politikadaki gelişmelerden fazlasıyla etkilendiği ve makroekonomik istikrarın sürdürülebilirliğinin sınırlı olduğu değerlendirilmiştir.

Akaryakıt Fiyatları: Rekor Zam

25 Mart itibarıyla benzinin litre fiyatına 1,48 TL’lik bir zam yapılmıştır. Bu artışla birlikte benzinin litre fiyatı tarihi bir rekor kırarak yeni zirvesine ulaşmıştır. Artan enerji fiyatları, sadece ulaşım ve lojistik maliyetlerini değil, genel enflasyon üzerinde de yukarı yönlü baskı oluşturmaktadır.

Gelecek Öngörüleri

Genel Değerlendirme

Mart 2025 itibarıyla küresel ekonomi karışık sinyaller vermeye devam etmektedir. Euro Bölgesi’nde bileşik PMI verilerindeki sınırlı artış, ekonomik aktivitenin durağan bir zeminde seyrettiğini göstermektedir. S&P Global’in büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize etmesi, bölgedeki belirsizliğin altını çizerken, Almanya merkezli teşviklerin 2026 sonrası için umut verdiği görülmektedir.

ABD’de hizmet sektörü pozitif ayrışırken, imalat tarafında kırılganlık dikkat çekmektedir. Yeni tarifelerin getirilmesi, enflasyonla mücadelede çelişkili sonuçlar doğurabilir. Bu koşullar altında resesyon riskinin %43 olarak ölçülmesi, yatırımcı güvenini olumsuz etkileyebilir.

Türkiye tarafında enflasyon ve faiz görünümünde yapılan yukarı yönlü revizyonlar, para politikasında yeni bir sıkılaşma dalgasına işaret etmektedir. Döviz kuru üzerindeki siyasi etkiler, ekonomik güven endeksleri açısından kritik izleme alanı olacaktır. Ayrıca, akaryakıt fiyatlarındaki rekor artış, enflasyon üzerindeki maliyet baskısını artırmaktadır.